Filozofun Rüyası

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Mesnevî

a. Hazırlık

Kur’ân çalışan birisi mâüküm gavren ayetini okuduğu sırada oradan geçen bir filozof ona “Biz suyu ilimle çıkartırız. Sivri kazma ve külünkle aşağıdan yukarıya akıtırız” der.

b. Rüya

Filozof, gece rüyasında gördüğü yüce bir kişinin tokadıyla kör olur.

c. Sonuç

Filozof, uyandığında gözlerinin görmediğini fark eder. Ancak, ısrarcı olmaya devam eder, tövbe ve istiğfara yönelmez.

Sarıkaya, Eski Türk Edebiyatında Rüya, 176

İhtiyar Çalgıcının Rüyası

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Mesnevî

a. Hazırlık

Hz. Ömer zamanında yaşayan ihtiyar bir çalgıcı vardır. Zamanla gençliğini kaybeden çalgıcı bir dilim ekmeğe muhtaç olur. Sıkıntılı günlerinden birinde Medine kabristanında çeng çalarken uyuyakalır.

b. Rüya

Çalgıcı, rüyasında gaip ülkesinin güzelliklerini seyreder ve gördüğü güzellikler karşısında hayran olup oradan ayrılmak istemez. Kulağına bir ses derdine deva verileceğini söyler. İlâhî bir hikmet neticesinde bir süre orada tutularak ruhunun bedenine dönmesine izin verilmez.

Çalgıcının, Hz. Ömer zamanında yaşadığının ifade edilmesi, okuyucuya anlatılan olaylarla birlikte kahramanların da gerçek olduğu izlenimini vermektedir. Bu açıdan ihtiyar çalgıcının rüyasında gaip ülkesinin güzelliklerini seyredişi ve bu sırada bir sesin kendisine nida etmesi olağanüstü öğeler olup, çalgıcıyı âdeta bir masal kahramanına dönüştürmektedir.

Hz. Ömer’in Rüyası

a. Hazırlık

İhtiyar çalgıcının Medine kabristanında uyuduğu sıralarda Hz. Ömer’e de zamansız bir uyku gelir.

b. Rüya

Hz. Ömer, rüyasında gaipten gelen bir ses duyar. Bu ses, ona mezarlıkta muhtaç bir kulun olduğunu ve hazineden yedi yüz dinar alarak o yoksula vermesini, harcayıp bitirdiğinde ise ‘bana gel’ diye söylemesini buyurur.

c. Uyanış

Hz. Ömer, uykudan uyandığında hemen kendisine söylenen parayı alarak Medine kabristanlığına gider ve çalgıcıyı bulur.

d. Sonuç

Hz. Ömer, rüyasında emredilenleri çalgıcıya söyleyerek elindeki parayı verir. Çalgıcı kendinden geçer, ağlayarak günahlarını sayar. Hz. Ömer de onu istiğrak makamına yönlendirir.

Hz. Ömer’in ilahî bir ses vasıtasıyla yönlendirilmesi, onun rüyasını maddî dünya öğelerinden uzaklaştırarak ruhî bir deneyime dönüştürür. Rüya sahibinin gerçek bir kişi olması ve rüyanın içerdiği olağanüstülükler okuyucunun bir masal atmosferinde yaşamasını sağlar.

Sarıkaya, Eski Türk Edebiyatında Rüya, 172

İncileri domuzların boynuna astım

Bir gün, bir adam, İbn-i Sîrîn hazretlerinin huzuruna geldi:

Ey gün görmüş üstad, dedi. Rüyamda incileri domuzların boynuna astığımı müşahede ettim. Bu nice bir şeydir?

İbn-i Sîrîn (rh.a.) derhal şu karşılığı verdi:

Ey kardeş! Sen ehil olmayan kimselere hikmet öğretiyorsun, gördüğün rüya buna alâmettir!

O kişi, hemen talebelerini araştırdı, gerçekten hikmete ehil olmadıklarını gördü ve bir daha onlara ders vermedi.

Osman Gazi’nin Rüyası

Bir zaman Osmanlı imparatorluğunun kurucusu Osman Gazi de bir rüya görmüştü.

İnsan kendi arzu ve isteğiyle rüya göremez, ona gösterilir, işte Osman Gazi’ye rüya âleminde hakikatin kapısı aralanıyor, müjdeler ve saadetler bahşediliyordu.

Gördü ki, göbeğinden bir su fışkırmaktadır. Bu su büyüye büyüye nihayet geçit vermez bir nehir oluverdi. Sonra da bu çağlayan nehrin kenarında ulu bir çınar boy verdi.

Çınar ama, ne çınar! Öyle ulu bir çınar ki, dalı budağı her tarafı tutmuş, tepesi göklere doğru gözün göremeyeceği kadar yükselmişti. Ve bu çınarın gölgesinde renk renk uçuşan insanlar. Çınarın gölgesi adetâ insan denizi…

Osman Gazi rüyada bu güzel manzarayı seyrederken birden karşıdan Şeyh Edebâli Hazretlerinin geldiğini gördü. Şeyhin koynundan gözleri kamaştıran parlaklıkta bir ayın çıktığını ve gelip kendi koynuna girdiğini müşahede etti.

Büyük insanların rüyası da kendileri gibi büyük ve güzel olur. Gerçekten bu rüya pek güzeldi. Osman Gazi hemen yattığı yerden kalktı: Rabbimin keremine hamd olsun ki, dedi, güzel bir rüya gördüm. İnşallah sonu da hayırlı olur!

Derhal Şeyh efendinin huzuruna vardı ve rüyada gördüklerini tane tane anlattı ve dedi:

Ey apaydın Pîr, ne buyurursunuz?

Şeyh hazretleri bir müddet daldılar. Sonra yüzlerinde görülmemiş bir ışık çağlayanı belirerek başını yükseklere kaldırdılar:

Tebrike şayan bir rüya görmüşsün, beyzadem, dediler. Osman Gazi’nin dudakları muhabbetle kıpırdadı:

Elhamdülillah!

Şeyh Edebâli (k.s.), kutlu rüyayı şöyle tâbir buyurdu:

Beyzadem! Göbeğinden çıkan su senin soyun ve neslindir. Onun çoğalacağı ve dünyayı tutacağı ve yüzyıllarca da devam edeceği anlaşılıyor. O nehrin kenarındaki ulu çınar ağacı da senin elinle kurulacak kudretli ve büyük bir devlete alâmettir. Öyle bir devlet ki, kıyamet alâmetleri ortaya çıkmadıkça sarsılıp yıkılmayacak. Onun sayesinde nice milletler huzur içinde hayatlarını sürdürecekler.

Ey Beyzadem! Bu rüyada sana bir değil iki mükâfat görünüyor. Osman Gazi sordu:

O iki mükâfat nedir, ey Pîr?

-Şeyh şöyle cevap verdi:

Bu mükâfatın biri, o kurulacak muazzam devlet, öbürü de benim kızımdır!

Şeyh hazretlerinin bu son sözleri Osman Gazi’nin yüreğine bir alev halinde aktı. Utancından başını eğip sessizliğin girdabına daldı. O kadar, o kadar ki, yer yarılsa da kendisini yutsaydı memnun bile olacaktı.

Osman Gazi başı önde ve eriyecek halde dururken, şeyh hazretlerinin dudakları tekrar kıpırdadı ve dedi:

Bu çifte mükâfatın ikincisi benim kızım Mal Hatun’dur. Allah Teâlâ onun da sana verilmesini takdir etmiş! Benim koynumdan çıkıp senin koynuna giren ışıklı ayın tâbiri de işte budur! Allah mübarek etsin!

Zaman geldi, Osman Gazi’nin rüyası da gün gibi zahir oldu ve onun kurduğu devlet hak ve adalet ölçülerinde kılı kırk yararak âlemde misli bulunmaz işleri başardı. Ve onun devleti asırlarca İslâm’ın sancaktarlığını yaptı.

İşte bu da bir rüya, fakat ayniyle vâki olmuş bir rüya…

Cariyesine Âşık Olan Padişahın Rüyası

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: Mesnevî

a. Hazırlık

Dünya ve din saltanatına sahip bir padişah, av sırasında gördüğü cariyeye âşık olur. Kızı satın alarak kavuşur. Ancak bir süre sonra cariye hastalanır. Padişah bir türlü kızı iyileştiremez. Doktorlarının aciz kalması üzerine mescide giden padişah mihrapta oturur. Tövbe ederken uyuyakalır.

b. Rüya

Rüyasında bir pir gelerek padişaha dileğinin kabul olduğunu, yarın yanına gelecek kişinin derdine derman olacağını müjdeler.

c. Uyanış

Padişah neşeyle uyanır ve rüyasında müjdelenen kişinin gelmesini bekler.

d. Sonuç

Padişaha rüyasında müjdelenen tabip gelir. Muayene ettiğinde cariyenin aşk hastalığı çektiğini anlar. Hükümdar ve tabip önce kızı iyileştirmek için tedbir alırlar. Kızın âşık olduğu kuyumcuyu hile ile yanlarına getirirler. Kızın iyileşmesinin ardından kuyumcuyu bertaraf edecek hileler yaparlar.

Sarıkaya, Eski Türk Edebiyatında Rüya, 171

Artık treni kaçırma, zamana dikkat et,

“Eşimle L ve N istasyonundaydık. Treni kaçırmıştı. Ona dedim ki: ‘Artık treni kaçırma, zamana dikkat et, çok ağır davranıyorsun.’ Bunun üzerine bir başka istasyona gitmek üzere taksi çağırdı, ama çağırdığı çok külüstür bir vasıtaydı. Sonra bir meyve büfesi gördüm. Eşime benim için biraz meyve almasını söyledim. “

Böyle rüyalar insana mali yönden rehberlik ediyordu. Gerçekten eşi L ve N tahvillerinin yükselişini, elindekilerini zamanından önce elden çıkararak kaçırmıştı. Bundan sonraki yatırımında da külüstür taksinin gösterdiği gibi pek fazla kazanamayacaktı. Meyve ile il­gili bölüm, geleceği gösteriyordu; ileride demiryoluyla meyveyi birleştiren hisse senetle­ri ellerinde olanı etkileyecekti. Bu gerçekleştiğinde Frances ve eşinden hemen onlardan temin etmelerini istedi.

Edgar Cayce, Rüyaların Dili, Çeviren Acar Doğangün, (İstanbul: Arıtan Matbaacılık, 1998), 53.

Süslü bir bahçe gördüm. İri bir domuz orada oturuyordu.

Şöyle bir kıssa nakledilir:

Adamın biri Hz. Süleyman’ın (a.s) yanına gelerek “Ey Allah’ın peygamberi, dedi. Rüyamda, içinde çeşit çeşit meyvelerin bulunduğu süslü bir bahçe gördüm. İri bir domuz orada oturuyordu. Bahçenin o domuza ait olduğunu söylediler. Bu duruma çok şaşırdım. Etrafta çok sayıda domuz vardı ve bahçedeki meyveleri yiyorlardı. ‘Domuzlar, meyveleri bu iri domuzun emriyle yiyorlar’ dediler.”

Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s) şöyle buyurdu:

“Gördüğün bu rüyada iri domuz, zalim yöneticiye; diğer domuzlar da onun yanında haram lokma yiyen, itaatinden çıkmayan, dinlerini dünyalarına satan ve Allah’ın azabından korkmayan âlimlere işarettir.”

Büyük bir göl­ de binlerce çocuk yüzme öğreniyordu.

“Eşim ve ben Güney’deydik. Büyük bir göl­de binlerce çocuk yüzme öğreniyordu. Bir iple birbirlerine bağlıydılar ve bir düdük sesi üzerine bir mekanizmanın çalışmasıy­la göğüslerine kadar suya giriyorlardı. İpi çalışttran bu mekanizmayı merak ettim. Gölde bazı büyük çocuklar da vardı. “

Frances ve kocası tahvil alım-satımı yapıyorlardı. İp Güney’in ana ürünü pamuğu sembolize ediyordu. Büyük mekanizma, pamuk pazarındaki yükselme ve düşmeyi gösteriyor­du. Düdük sesi pamuğun arz ve talebiydi. Binlerce çocuk pamuğa ihtiyaç duyan Güney’de kurulan yeni endüstrileri temsil edi­yor, daha büyük çocuklar da tüketicileri ve fi­yat düzenleme mekanizmasını en çok etkile­yen tahville uğraşanları gösteriyordu. Göl yada su bazı insanlar için pazarın etkilediği tahvil benzeri yatırım alanlarıydı. Frances ar­tık elindeki pamuk tahvillerini çıkarmalıydı.

Edgar Cayce, Rüyaların Dili, Çeviren Acar Doğangün, (İstanbul: Arıtan Matbaacılık, 1998), 52.

Caddede bayılıp yere yuvarlandım

“Caddede bayılıp yere yuvarlandım ve bir kaç dişim döküldü. Bununla sanki Leo’nun ilgisi varmış gibi geldi bana.”

Tanımadığı Leo adlı birinle yaşadığı olayı klervoyan (durugörü) radarıyla yakalayan bu küçük rüya ona gelecekte yaşayacağı bir güçlüğü ikaz ediyordu. İkaz önceden geldiğinde, insan buna hazırlanmalıydı.

Leo’nun sözlerini işittiğinde üzerinde durmamalı, bağışla­malı ve bu sözlerin aklına kök salmasına izin vermemeliydi. Çünkü küçültücü sözler dişle­rin dökülmesi kadar acı veren, sert sözlerin ağızdan çıkmasına sebep olurdu.

Edgar Cayce, Rüyaların Dili, Çeviren Acar Doğangün, (İstanbul: Arıtan Matbaacılık, 1998), 50.

Bak­tım, bu aradığım değil, başka iğneydi.

“Hizmetçim kayıp olan iğnemin inci ger­danlığıma ilişmiş olduğunu gösterdi. Bak­tım, bu aradığım değil, başka iğneydi. “

Frances daha önce, annesinin hediye ettiği taşlı bir iğneyi kaybetmişti. Hizmetçiden şüpheleniyordu. Cayce ona bir zamanlar, elbise­sini çalan hizmetçisine nasıl davrandığını ha­tırlattı. İtham edeceği ve onu savunmaya zor­layacağı yerde, ·olumlu bir tavır takınmış, dü­rüstlük ve sorumluluk konusundaki kendi duygularını belirtmiş ve sonuçta elbiseleri geri gelmişti.

Ama bu sefer sabırsızdı. Rüya onun bu sabırsızlığını işaret ediyordu. Eğer hizmetçiyi zorlarsa, hırsızlığını örtmek için kaybolanın yerine bir başka iğne koyacaktı. Ya da ayrıla­cak ve Frances iğnesini bir daha göremeye­ cekti. Yapacağı en iyi iş, beklemek, gözlemek ve dua etmekti. Hırsızdan altın ve gümüşten daha önemli bir şeyi çalmaya da Frances’in hakkı yoktu: Kendine saygısını ve ruhunun büyüme fırsatını… Hizmetçisi ve yakınlarının akıl ve gönlüne, zaten yaptığı gibi, Tanrı’dan korkmanın olgunluğun başlangıcı olduğunu sokmalıydı.

Ne var ki bir insanı yönlendirmenin yararı üzerinde durarak ve insanlarla ilişkide güve­ nin iyi meyvalar vereceğini göstererek, Cayce bunların ceza korkusundan ve vicdana baskı yapmaktan daha büyük şeyler olduğunu da vurguladı. Hiç kimsenin sorunu yalnızca ken­di sorunu değildi. Ve rüyanın bir işlevi de, bir durumdaki bütün unsurları ve en yaratıcı çözümü ortaya koymaktı.

Edgar Cayce, Rüyaların Dili, Çeviren Acar Doğangün, (İstanbul: Arıtan Matbaacılık, 1998), 51.