Ebu Cehil’in rüyası

Bir gece küfrün başı Ebu Cehil rüyasında İslâm dinine girip Allah’ın Resulüne biat ettiğini gördü. Bu rüya, onun kendi hakkında değil, oğlu hakkında tecelli etti; Hazret-i İkrime İslâm’a can atarak ebedî saadetin burcuna kondu ve dünyadan şehid olarak ayrıldı.

İnsan rüyayı sadece kendi hakkında da görmez. Çok kere başkaları için de rüya görülebilir. Rüya, insanın çoluk çocuğu, ana babası, akrabaları, kardeşleri, dostu, meslekdaşı, zevcesi ve hemşehrileri gibi başka başka kimseler için zuhur edebilir.

Bir kuşun uçması

Bir gün bir adam, îbn-i Sîrîn Hazretlerinin huzuruna geldi ve;
-Ben, dedi, rüyamda bir kuşun mescidden güzel bir taş alıp gittiğini gördüm!

İbn-i Sîrîn (rh.a.) şu karşılığı verdi:

O halde Hasan-ı Basrî Hazretleri vefat etti.

Gerçekten o gün Hasan-ı Basrî Hazretlerinin vefat ettiği görüldü.

Eşime: ‘Kramp geçti’ dedim.

“Eşime: ‘Kramp geçti’ dedim. ‘Çok iyi’ diye cevapladı. Sonra uyandım. Gerçekten bü­ tün acılanm dinmişti. “

Frances biçimine çok önem veriyor, hamile olmasına rağmen sürekli pehriz yapıyordu. Gerçekte de geçirdiği krampların nedeni yap­tığı perhizdi. Perhizin hazımda, hücre oluşu­munda, salgı bezlerinde, kan dolaşımında ya­rattığı sorunlar vardı. Sağduyunun kendisine empoze ettiği gibi, perhizden vazgeçmesi ge­rekirdi.

Ertesi gece rüyasında giyimine aşırı itina gösteren iki kardeşi görmüştü. Onları görmüştü, çünkü iç bilincine göre şık ve iyi görünüş için yaptığı aşırı perhiz onlar gibi akıl dışıydı. Bir hafta sonra gene yiyecek reji­miyle ilgili bir rüya gördü.

“Nişasta yağıyordu. Ağrıyan yanımdaki acıyı dindirmek için nişasta yağmuruna çıkıp durmak gerektiğini hissediyordum. “

Perhizindeki nişasta eksikliği, bedenin sağ tarafındaki organlarda bozukluklara neden olmuştu. Bu eksiklik taşıdığı bebek için de iyi
değildi.

Edgar Cayce, Rüyaların Dili, Çeviren Acar Doğangün, (İstanbul: Arıtan Matbaacılık, 1998), 49.

Ebu’l-Hasan Harâkânî’nin Rüyası

a. Hazırlık
Bâyezîd-i Bestâmî, müritleriyle yaptığı bir seyahat sırasında Ebu’l-Hasan Harâkânî’nin doğumunu uzun yıllar evvel müjdeler. Müjdelendiği üzere dünyaya gelen Ebu’l-Hasan Harâkânî, Bâyezîd-i Bestâmî’nin kendisi için müridi olduğunu ve her sabah türbesinde ders okuduğunu söylediğini duyunca bir rüyasını anlatır.

b. Rüya
Ebu’l-Hasan Harâkânî, rüyasında Bâyezîd-i Bestâmî’yi gördüğünü, daha önce halka söylediklerini rüyasında kendisine bildirdiğini anlatır.

c. Sonuç
Ebu’l-Hasan Harâkânî, her seher mezarlığa gider ve kuşluk vaktine kadar orada kalarak, şeyhinin huzurundaymış gibi müşküllerini halleder.

Sarıkaya, Eski Türk Edebiyatında Rüya, 183.

Bacağımın üzerinde oldukça kıl vardı.

Rivayet edilir ki; adamın biri İbn-i Sîrîn’in yanına gelerek “Rüyamda bacağımın kızardığını gördüm; üzerinde oldukça kıl vardı ve birinden bu kılları tıraş etmesini istedim” dedi.

Bunun üzerine İbn-i Sîrîn; “Anlaşılan senin borcun var! Akrabalarından biri senin bu borcunu ödeyecek” dedi.

Gerçekten de onun birine 200 dirhem borcu vardı ve akrabalarından biri onun bu borcunu ödedi.

Birinde bir elbise gördüm. Beğendim,

“Birinde bir elbise gördüm. Beğendim, ben de aynısı diktirip giydim. Provada sol taraf çok sıkı geldi. Bana öyle olması gerektiğini söylediler. Ondan iki tane ısmarla­dım.”

Elbise giyiş, eşinden ve başkalarından gö­rüp, yeni gizli güçlerini giyinen bilinçaltının uyanışıydı. Ne var ki, iki elbise ısmarlamıştı, bu uysallaştırılması gereken gururunu göste­riyordu.

Edgar Cayce’in öğüdü incil’dendi: “Arayın, bulacaksınız. Kapıyı çalın, açılacaktır.” Ama elbisenin dar geleceğine dikkati çekti, çünkü gösteriş arzusuna kapılabilirdi. Aradığı ruh­sal büyüme bir elbise gibi ısmarlanamazdı. Bulduklarını başkalarıyla paylaşmayı öğren­dikçe, azar azar, basamak basamak olacaktı.

Edgar Cayce, Rüyaların Dili, Çeviren Acar Doğangün, (İstanbul: Arıtan Matbaacılık, 1998), 55.

Rüyamda öldüğümü gördüm.

“Rüyamda öldüğümü gördüm.”

Bu maddi zevklere bağlılığın ve tutkuların ölümüydü. Böylece kendisinde ciddi düşün­celer ve yaratıcılık doğacaktı. Yeni bir başlan­gıç için sona varmak gerekliydi.

Edgar Cayce, Rüyaların Dili, Çeviren Acar Doğangün, (İstanbul: Arıtan Matbaacılık, 1998), 54.

Hz. Hüseyin’i öldürecekler

Tarihte hakikat olmuş çok rüyalar vardır, ama ille de rüya ile amel etmek diye bir mecburiyet yoktur.

Şimdi bir iki örnek verelim:
Sahabîlerden Abdullah İbn-i Abbas (r.a.), bir gün uykudan yüzü sapsarı olarak kalktı ve şöyle dedi:
“- İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn. (Biz Allah’ın kuluyuz ve -ahirette- ona döneceğiz) “.

Yanında bulunan arkadaşları hayret edip sordular:
-Ey Abdullah! Ne var, ne oluyor? Niçin böyle kederlendin?

Gül güzlü güzide sahabi çırpına çırpına:Vallahi, dedi, bugün Hazret-i Hüseyin ve arkadaşlarını öldürecekler.

Aman, dediler, bunu nereden çıkardın, ey iyiler iyisi? O sözlerine şöyle devam etti:

Rüyamda Nebiyy-i Zîşan efendimizi gördüm. Çok müteessirdi. Ellerinde içi kan dolu bir şişe vardı. Hâlâ yerden kan topluyordu. Bana bakarak:

Ey Abdullah, buyurdu, biliyor musun, ümmetim benden sonra neler yaptı? – Hayır, ey Allah ‘in Resulü, bilmiyorum!

Bugün torunum Hüseyin’i ve arkadaşlarını öldürdüler. Bu, onun kanıdır. Ben bu kanı aldım, yüce Rabbime götürüyorum!

Abdullah (r.a.), hem bu rüyayı anlatıyor, hem de gözyaşlarının selinde sanki boğuluyordu, gözlerinden boşalan yaşlara mani olamamıştı ve durmadan hıçkırıyordu:

Bu rüyaya göre vallahi bugün onu şehit edecekler!
Herkes dehşet ve hayretin çengelinde titremekteydi:.

Hayır, ya Abdullah, diyorlardı, bu bir rüya, bunun tâbire, tevile ihtiyacı vardır. Yüce Allah rüyanı hayra tebdil eylesin.

Hazret-i Abdullah İbn-i Abbas, yaşlı gözlerini arkadaşlarına dikerek tane tane konuştu ve dedi:Ey iyi insanlar! Vallahi, Resulullah’ın görüldüğü rüyanın tâbire ve tevile ihtiyacı yoktur. Onun görüldüğü rüya gün gibi zahir olur. Vah başımıza gelenlere!

O güzide sahabinin arkadaşları o günün tarihini hafızalarında tuttular. O gün Hicretin 62. senesi, Muharrem’in 10’u ve günlerden Cuma idi.

Bulundukları yere ancak 25 gün sonra haber ulaşabildi. Hazret-i Abdullah’ın rüyayı gördüğü gün gerçekten de Hazret-i Hüseyin (r.a.) ve 72 arkadaşı, bir damla suya hasret bırakılarak Kerbelâ çölünde şehid edilmişlerdi. Bu rüya da böylece acı bir şe- kilde gerçekleşmiş oluyordu.

Gönlü Cenâb-ı Hakk’ın kerem güneşiyle pırıldayan o büyük sahabinin rüyası gün gibi zahir olmuştu. Çünkü rüyada Nebiler Sultanını görmüşlerdi. Allah’ın aziz Peygamberi buyurmuşlardır ki:
“- Her kim beni rüyasında görürse mutlaka beni görmüş olur. Çünkü şeytan bana temessül edemez. “

Bir Padişahın Oğlunun Öldüğünü Gördüğü Rüya

a. Hazırlık
Bir padişah ve o padişahın her yönüyle hünerle dolu bir oğlu vardır.

b. Rüya

Padişah, bir gece rüyasında oğlunun öldüğünü görür.

c. Uyanış
Uykusundan yüreği dertle dolmuş bir hâlde uyanır.

d. Tabir
Rüyada gülüş, ağlama, derde ve gama; ağlama ise sevince, ferahlığa, üzüntünün gideceğine tabir edilir.

e. Sonuç
Oğlunun ölmesi hâlinde kendisine bir yadigârın kalmasını isteyen padişah, oğluna eş aramaya koyulur.

Sarıkaya, Eski Türk Edebiyatında Rüya, 184.

Amcamın çekilmiş kahve çektiğini gördüm…

“Amcamın çekilmiş kahve çektiğini gördüm…
Bir at sırtmdaydım. Ve düştüm. Sabaha karşı da babamı Missisippi’deki evimizde gördüm ve şükrederek uyandım. “

Frances’in Yahudi olan ailesiyle birçok sorunları vardı. Yeni evlenmişti. Bu bir dizi rü­ yayı balayı gezisinde görmüştü. İlk rüya am­ casının evliliği hakkındaki görüşüydü. Bitmiş bir işi karıştırmaya çalışıyordu. İkinci rüya biraz kestirmeden önceki düşüncelerinin de­ vamıydı. Burada çözdüğü şey, bir gelin ola­ rak geride bıraktığı herşeyi tekrar gözönün­ den geçirmekti. Her gelinin sorunlarının Frances’e göre versiyonuydu. Üçüncü rüyayı Cayce, çoğu zaman yaptığı gibi hemen dü­ zeltti. Rüyanın bir bölümü unutulmuştu. Ona eksik ayrıntıları tamamlattı.

Yalnızca bir at ve binicisi yoktu, üstünde bir çok engeller olan bir yol ve atın ürküp, onu düşürmesine sebep olan bir olay vardı. Rüyada, Frances’in Qabasıyla ilgisini gün ışı­ ğına çıkarsa da, bunun bir Odipus kompleksi (!) olmadığını vurguladı Cayce. Rüyayı ailesi­ nin’ evliliği ile ilgili tutumlarının ve eşinin ruhsal olaylarla ilgisinin devamı olarak gör­
müştü.

At, içindeki en iyi benliğinden (asıl varlı­ ğından) gelen bir çağrı bir mesajdı. Binicinin söylediği şeylere şaşırması, mesajı babası gi­ bi, saydığı insanların görüşlerine uydurma çabasındandı. Yoldaki engeller Herdeki yaşa­ mında karşılaşacağı manialardı ve binicinin düşüşü, mesajın söylediğini inkar edebilece­ ğinin işaretiydi. Bu rüya aile uyumu sorunla­ rının ötesine taşmış, daha derin sorunları or­ taya koymuştu: Yaşamında hangi görüşe, hangi inanca, hangi ilkeye güvencekti?… Çö­ züm: Her zaman en iyi benliğin yargısına inanmaktı.

Edgar Cayce, Rüyaların Dili, Çeviren Acar Doğangün, (İstanbul: Arıtan Matbaacılık, 1998), 46.